10 Mayıs 2011 Salı

127 Saat

Dünyada altı milyar sekiz yüz yetmiş milyon insan yaşıyor. Bunların kimileri tarihe adını yazdıranlar, kimileri tarih yazanlar, kimileri bir çağı kapatıp diğer bir çağı açanlar, kimileri çağa ayak uydurmaya çalışanlar, kimileri kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının hayalleriyle onların hayatlarını yaşamaya çalışanlar, kimileri ise hiçbir şey umurunda olmayıp kendi hayalleriyle, tutkularıyla kendi kaderlerini yaşayanlar... Ama hepsinin er ya da geç öğrendiği bir şey var; kim ne ederse kendine eder... Ve ölüm kaçınılmazdır.
İşte bu altı milyar sekiz yüz yetmiş milyon kişiden sadece biri olam Aron Ralston'un, senaryosunun her bir dakikasını bizzat yaşayarak yazdığı, Danny Boyle'un yönettiği 127 Saat filmi vizyonda. James Franco'nun başrolünü oynadığı film, bir insanın başına nerde ne zaman ne geleceğini hiç kimsenin bilemeyeceğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
 Filmde Aron Ralston adlı outdoor'cu bir karakterin, kanyonda gezi yaparken, dar bir aralıkta kayanın kolunu sıkıştırmasıyla, orada geçirdiği mecburi 127 saat konu alınıyor. Azami hareket mesafesi iki üç adım olan Ralston, telefona ulaşamadığından dolayı oradan kurtulana kadar veya ölene kadar yaşamını sürdürmek zorundadır ve bunu yaparken de sadece yarım litre suyu ve bir tane de çikolatası vardır. İlk duyulduğunda kulağa imkânsız gibi geliyor fakat eğer insan, elindekileri maksimum verimlilikle değerlendirir ve içinde bulunduğun şartları lehine kullanabilirse iş imkânsız olmaktan çıkar. Bunu belki de son 50 senenin içinde en iyi uygulayan ve böyle bir şeyin mümkün olabileceğini gösteren tek canlı örnek Aron Ralston'dur. Nitekim son zamanlarda sayısı artan gerçek yaşam öyküsünden alıntı filmlerin içinde de, film olmayı hak eden en iyi yaşanmış senaryo da yine Aron Ralston'un hayatının dönüm noktası olan 127 saatidir.
Bu film, başrol oyuncusunun, yönetmenini gölgede bıraktığı ender filmlerden bir tanesi. Televizyon dünyasına ilk adımını Freaks and Geeks adlı diziyle atan Franco, bunun ardından James Dean adlı filmle kariyerindeki ilk ödülünü aldı. Daha sonra Spider Man filminde Harry Osborn adlı karakteri canlandırdı. Fakat 2007'de vizyona giren Spider Man 3 filminde, canlandırdığı karakterin ölmesiyle filmden ayrılması kesinleşti. Sonrasında ise Türkiye'de vizyona girip girmeyeceği tartışma konusu olan, Harvey Milk'in hayatını konu edinen 'Milk' adlı filmdeki rolüyle 2009'da En İyi Erkek Oyuncu Oscarı'nı aldı. Nitekim tüm bunlar yönetmen Danny Boyle’un, böylesi ses getiren bir projede kendisinin geri planda kalması ihtimaline rağmen başrol için Franco'yu uygun görmesine sebep olan etkenlerdi. Bir insanın, başına böyle bir şey geldiğinde soğukkanlı olmasının ve her hareketini düşünerek yapmasının önemini de layıkıyla belirten filmde, insanın o haldeyken cinsel arzularını bile amacı doğrultusunda kullanabilmesini görmek, insanın biraz düşünerek hareket ettiğinde aleyhine olan bir şeyi nasıl lehine çevirebileceği hakkında insana yeni ufuklar açıyor. Ayrıca, çoğu okullarda boş geçen, dolu geçenlerde ise boş olarak görülen ilkyardım, sağlık gibi derslerin de bir insanın hayatını kurtarmaktan öte, kimi zaman insanın kendi hayatını kurtarmasına yardımcı olduğunu görmek, çoğu insanı eğitime bakış açısı konusunda da düşünmeye sevk ediyor.
Filmde başrolü canlandıran Franco, çekimlerde bir hayli zorlanmış olmalı. Bir insanın filmde 127 saat, fakat çekimlerinde günler hatta aylar boyunca ufacık bir yerde kolunu sıkıştırmış ve bundan dolayı sadece iki üç adımlık hareket mesafesi olan bir insanı canlandırması gerçekten zor ve sinir bozucu olsa gerek. Filmdeki karakterin duygusal hezeyanlarından dolayı girdiği farklı farklı hislerin yüze yansımalarını birebir canlandırabilmek, ustalık isteyen sahnelerdi. Özellikle, kolun dirsekten kesildiği sahnelerde Franco'nun yüz ifadeleri, filmin gerçekçiliğini azami düzeye çıkarmış. Fakat bu kadar zor bir işin bu kadar eksiksiz bir şekilde üstesinden gelen Franco'yu gerçekten tebrik etmek gerek ve umulur ki bu filmle birlikte ödül koleksiyonuna bir yenisini daha ekler.
Filmde hepsinden önemlisi orada o halde bir insanın yaşadığı duygulardı. Daha on dakika önce iki kızla beraber gününü gün eden bir insanın on dakika sonra ölümle burun buruna gelebileceği ihtimali ve o insanın o haldeyken neleri düşünüp, neleri yaptığına ve neleri yapmadığına pişman olmasıydı. Sevdiklerine son bir kere sarılmadığından tutun, arabada bıraktığı meyveli gazozu almadığına kadar yapmadığı veya yapamadığı her şeyden dolayı pişmanlık duymasıydı. İşte burada; insanın, her şeyden daha iyi bildiği bir şeye bile bu denli hazırlıksız yakalanabilecek olmasıydı asıl önemli olan
Sonuç olarak film, izleyenlerin alabileceği derslerle dolu ve hayatlarındaki amaçlarını ve yaptıklarını tekrar gözden geçirip değiştirmeleri veya muhafaza etmeleri için tetikleyici bir etkiye sahip. Son zamanlarda çıkan, konu bakımından içi en dolu ve izlemek için tereddüt edilmemesi gereken bir film...  

- BU YAZI DAHA ÖNCE www.edebifikir.com ADLI E-DERGİDE YAYINLANMIŞTIR -   

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder